20 Şubat 2015 - 05:34
Amerika ve İslam; Savaş mı Barış mı?

ABD, dünyanın her yerinde vuku bulan kuşkulu terör olaylarını sözde bu İslam örgütlerine nispet verirken bu örgütlerin miadının dolması ve kullanım sürelerinin son bulmasıyla bu kez IŞİD, en-Nusra ve benzeri terör örgütlerini İslam adına ortaya çıkarmış ve bu kez bu terör örgütleri vasıtası ve bahanesiyle İslam alemine yönelik kendi çirkef planlarını hayata geçirmeye çalışmış ve halen de çalışmaktalar.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- ABD Başkanı Barack Obama, ABD'nin 'İslam'la değil, İslam'ı kendi hedefleri için saptıranlarla savaştığını' söyledi.

Washington'da, 60 ülke temsilcisinin katılımıyla düzenlenen Radikal Şiddet ile Mücadele zirvesinde konuşan Obama, din adına insan öldürmekten ve diri diri yakmaktan kaçınmayan IŞİD gibi örgütler için savaşanların, dini liderler olmadığını, terörist olduklarını vurguladı.

IŞİD ve El Kaide gibi radikal örgütleri İslam dini ile bağdaştırmanın, bu örgütlerin propagandalarına destek olacağını vurgulayan Obama, Fransa, Avustralya ve Danimarka'da yaşanan son saldırıları, "İslamcı radikallerin işi" olarak niteleyen muhalefeti de sert bir dille eleştirdi.

ABD başkanı Obama'nın İslam'la ilgili dostça ve hoş görüyle konuşması ilk kez değil, zira Obama daha önce de 2009 yılında Cumhurbaşkanlık görevini teslim aldığı sırada yaptığı konuşmada veya Kahire ve son olarak da BM Genel kuruldaki konuşmasında İslam'ın dünyadaki konumunun önemine değinmiş ve Müslümanlara dostluk eli uzattığını bildirmişti. Ancak Obama'nın tüm bu dostluk konuşmalarına ve zeytin dalı göstermelerine rağmen ne geçmişte ve ne de şimdi Amerika devletinin İslam'a ve Müslümanlara yönelik tutum ve siyasetlerinin dostça olduğunu söylemek pek de mümkün değildir.

Amerika'nın İslam'la sorunun geçmişi ise Barack Hüseyin Obama'nın Beyaz Saray'da başkanlık koltuğuna oturmasından önceki yıllara dayanmaktadır, 1990'lı yılların başında doğu blokunun dağılması ve Sovyetler Birliğinin devrilmesiyle birlikte Amerikalı stratejistler Amerikan için yeni bir düşman arayışına yönelmiş ve artık kızıl komünizmin olmadığına göre yeşil İslam'ı Amerika ve batı dünyası için yeni düşman olarak belirlemiştir.

1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girişiyle komünizmle mücadele amacıyla kurulan NATO'nun varlığını devam ettirmesinin de bir anlamı kalmamıştır. Bundan dolayı da NATO, varlığını devam ettirmek için yeni bir düşman arayışına girer ve kendisine birinci düşman olarak İslam'ı seçer. Sovyetler 'in yıkılışıyla son bulan 'kızıl tehlike'nin yerini 'yeşil tehlike' alır. 'Yeşil tehlike'nin en büyük tehlike oluşu sürekli işlenir. 1990 yılının Ekim ayında Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral John Galvin, dünya barışını tehdit eden ana tehlikenin yerini yeni tehlikelerin aldığını belirtir. Bu yeni tehlikelerin başına da 'İslam köktenciliği ve terörizmi yerleştirir. Yeni Kutuplaşma Batı ile Akdeniz ve Orta-Doğu havzasındaki fundamentalist (İslamcı) cereyanlar arasında oluşmaktadır' derken yine 1991 yılında NATO, yeni oluşturduğu konseptin 7. maddesine göre ''yeni düşman' çok boyutlu, çok sinsi, çok cepheli, çok yönlü, önceden bilinirliği son derece düşük tehdit ve tehlikelerin failidir' der. 1994 tarihinde NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda Fransız Bakan Leotard, 'NATO'nun kendisini İslamcı fundamentalizmden gelen tehdidi caydırmaya göre yönlendirmesi gerektiğini dile getirir. Şimdi ise İslam alemi içinde terör örgütleri ortaya çıkartılarak sürekli olarak Müslümanların terörist oldukları ve İslam'ın şiddeti ve terörizmi desteklediği fikri aşılanmaya çalışılmıştır. Bu süre içinde bu bahaneyle Afganistan, Irak, Pakistan, Suriye, Yemen, Somali ve Libya gibi İslam ülkeleri Amerika ve batılıların amansız saldırılarına ve işgallerine hedef olmuş ve ilk önceleri Taliban, el'kaide gibi terör örgütlerini oluşturarak hemen hemen dünyanın her yerinde vuku bulan kuşkulu terör olaylarını sözde bu İslam örgütlerine nispet verirken bu örgütlerin miadının dolması ve kullanım sürelerinin son bulmasıyla bu kez IŞİD, en-Nusra ve benzeri terör örgütlerini İslam adına ortaya çıkarmış ve bu kez bu terör örgütleri vasıtası ve bahanesiyle İslam alemine yönelik kendi çirkef planlarını hayata geçirmeye çalışmış ve halen de çalışmaktalar. Ki Suriye yönetiminin devrilmesi de bu planlardan biridir ama bu hedeflerinde akamete uğramış bulunuyorlar. Bu ise onların eylem ve söylem değiştirmelerine yol açmış ve bu kez İslam'ın bir barış dini ve Müslümanların barış sever olduklarını iddia etmelerine yol açmıştır. Bu da gösteriyor ki İslam alemi kendi içindeki sorunları, işgal altındaki kutsal mekanlarını ancak kendi birlik, dayanışma ve kudretleriyle elde edebileceklerini ve düşmanlara pek inanmamaları gerektiğini göstermiştir. Obama'nın bu konudaki söylemleri ise meselenin dış görünüşü olup, Müslümanların güvenini kazanmak amacıyla timsah gözyaşlarından başka bir şey değildir.

Ekler